Claire Denis’ in Kadını-İçimizdeki Güneş

 Wim Wenders, Jim Jarmush, ve Jacques Rivette gibi yönetmenlerin asistanlığını yapmış Fransız yönetmen, senarist ve oyuncu Claire Denis, 2017 yapımı İçimdeki Güneş (Let The Sunshine In) adlı filminde aşkı arayan Isabelle’ in çelişkisini, umudunu ve acısını anlatır. Juliette Binoche’ un canlandırdığı Isabelle, duygularına göre yaşayan bu nedenle devamlı üzülen, kendi kendini kovalayan, aşkı bulmak için bocalayan bir kadındır. Peki ama filmde hissedilen bu acı, umutsuzluk ve yalnızlık hissini Binoche’ un oyunculuğuyla seyirciye neredeyse somut bir şekilde gösterebilen Isabelle için aşkı bulmak neden bu kadar gereklidir?

Aşk, kimileri için ötekini bulmak iken kimileri için kendini bulmaktır. Isabelle gerçek aşkı ararken kendisine kavuşabilmenin, kendisini belki kabul edebilmenin arzusu içerisindedir. Aşka aşık bir kadının önüne çıkan herkeste onu araması ama elbette aşkı, onun gibi yaşayan birini bulamaması yüzünden hissettiği yorgunluk, filmin sonunda izleyicisinde yer etmeyi başarıyor. Isabelle aynı zamanda bu arzusunu başka bir yerde arayıp arayamayacağını merak ediyor. Bu nedenle yine aşkı bulmak için birlikte olduğu bir tiyatro oyuncusuna soruyor: Nerede? Aldığı cevap sizi bir yere götürmeyecek ne yazık ki. Çünkü Isabelle, arzusunu “bilinmeyende” araması gerektiğini öğrenecek. Aslına bakılırsa hepimizin yaptığı da bu değil mi?

Filmi izlerken bir süre sonra kendimize sorular sormaya başlıyoruz. Yaşadığımı sandığım şey gerçekten aşk mı? Belki sadece birine sarılmak istedim ya da öpmek ya da sadece birileri ile anlar yaşamak istedim ve yaşadım hepsi bu, olamaz mı?

Aşık olmak ya da aşık olduğuna inanmak, aşık olduğunu sanmak cesurların işi. Isabelle ne yaşarsa hangi hayal kırıklığını tadarsa tatsın aşkı aramaya devam ediyor. Bu nedenle aslında hem cesur hem de kendisine dürüstçe davranabilen bir karakterle karşı karşıyayız. Her şeyin farkında ve kendisine karşı dürüst olan Isabelle şöyle anlatıyor durumunu: “Sabah olunca düşündüm ki, çok mutluyum, çok şanslıyım. Hayatım muhteşem. Ertesi gün gerçeğin, tam tersi olduğunu fark ettim.” Bu durumun, filmin dramatik havasını biraz kırdığını söylemek mümkün, hatta bunun filme biraz gülünç bir taraf eklediğini de söyleyebiliriz.

Günümüzde her şeyi hızla tüketme hastalığımız aşkları da bir çırpıda yaşamaya sebep oluyor. Ancak Isabelle buna rağmen denemeye devam ediyor ve onunla birlikte biz de her seferinde “Bu defa oldu!” diyoruz. Ancak yanıldığımızı anlamamız uzun sürmüyor. Isabelle aslında, hepimiz için oldukça basit olan şeyleri arıyor. Bizler için o kadar basit ki bu şeyler, onları koyduğumuz yeri bir türlü hatırlayamıyoruz. Bazen bir taksi şoförüne nasıl olduğunu sorması ve ondan bir cevap alabilmesi, Isabelle için bu nedenle çok şey ifade edebiliyor. Herkese karşı açık bir kutu olan Isabelle içine doldurdukları ile taşıyor, tüm hayal kırıklıklarının içinde kendisine yabancılaşıyor. Isabelle, başkalarına öfkelenirken hatta onlara acırken bile aşkın orada olabileceğini düşünüyor. Bu nedenle her zaman açık bırakıyor kapılarını, bu nedenle her zaman çırılçıplak kalmaya hazır duruyor.

Anlatmak istediğini bu filminde sözlerle anlatmayı tercih eden Claire Denis, İçimdeki Güneş’ te karakterin yapısına uygun olarak her şeyi basitçe karşımıza getiriyor. Bir karakterin duygusal dalgalanmalarını gözlemleme ve Agnas Godard sinematografisiyle Juliette Binoche’ un nefis oyunculuğunu seyredebilme imkânı sunan İçimdeki Güneş, izleyicisine sıcak bir seyir keyfi sunuyor.

Bir Cevap Yazın

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: