Kafka’ dan Gogol’ a Bir Yabancılaşma Örneği: Il Posto

Ermanno Olmi’ nin yönettiği 1961 yapımı Il Posto, yabancılaşmanın Yeni Gerçekçilik akımının tüm ögelerinin bir araya getirilerek gösterildiği bir film. Bu sebeple Yeni Gerçekçilikten bahsederken filmi, kök saldığı toplumsal yapıdan, sorunlardan ayırarak konuşmak hata olur. Bu nedenle biz de önce bu akıma ve onu doğuran toplumsal yapıya bakalım.

Gerçekçilik, özellikle Fransa ve İngiltere’ de öncelikle edebiyat alanında ortaya çıkmıştır. Tolstoy, Balzac gibi yazarlarla günümüze kadar gelen bu akım gerçekliği, yapaylaştırmadan, idealize etmeden sunmayı hedeflemiştir.  Rönesans Gerçekçiliği, Aydınlanma Gerçekçiliği, eleştirel gerçekçilik ve toplumcu gerçekçilik şeklinde gelişme gösteren bu akımın, tarihte daha geriye gidilirse temellerinin Marksist estetikçiler ile atıldığı söylenebilir. Natüralizm, eleştirel gerçekçilik ve toplumsal gerçekçilik olarak belirten Marksist estetikçiler için Natüralizm, özü yansıtmaktır. Yani şeyi, sahip olduğu tüm yönleriyle anlatmaktır. Onlara göre gerçeklik, var olanı hatta tarihi bile eleştirmeli ve burjuva sanatından farklı olarak devrimci olmalıdır.

Yani gerçeklik, özne ve nesne arasındaki ilişkilerin toplamıdır. Buna göre de gerçekçilik akımına göre yapılmış sanat eseri izleyicisine sadece estetik bir zevk vermesinin ötesinde onda bir bilinçlenmeye ve harekete geçmeye sebep olacak etkiler bırakmalıdır. Bu nedenle sinemada bu akımın etkilerini gördüğümüz filmlerde de estetiği değil gerçeğin ön planda olduğunu fark etmemiz şaşırtıcı değildir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi diğer sinemalarla yarışabilir düzeyde olan İtalya Sineması, savaştan sonra Amerikan sinemasının etkisinin hissedilmesi ile iyice geri planda kalmıştı. Benito Mussolini, sinemanın propaganda gücünü fark ettikten sonra ise Cinecitta’ nın kurulmasıyla birlikte İtalya sineması güçlense de devlet kontrolünden geçen filmler devamlı sansüre uğruyordu. Öyle ki filmlerde intihar, cinayet, cinselliğe dair herhangi bir şey yoktu. Bu dönemde özellikle Telefoni Bianchi (beyaz telefon) filmleri yapılmaktaydı. Bu filmlerin yapılmasındaki amaç ise halkın dikkatini başka yöne çekmek, onları oyalamak, eğlenceli vakit geçirterek düşünmelerine engel olmaktı. İtalyan Yeni Gerçekçiliği işte böyle bir ortamda ve Rönesans’ tan bu yana gelen dinsel baskılar ve kalıpların içinde sıkışmış sinemacılar ile oluştu.

İtalyan Yeni Gerçekçilik akımı olarak da bilinen ve İtalya’ da ortaya çıkmış olan Yeni Gerçekçilik akımı, İkinci Dünya Savaşı’ ndan hemen sonra İtalya halkının savaştan gördüğü zararı olduğu gibi dünyaya anlatmayı amaçlamış ve sinemada gerçekliği baştan tanımlamıştı.

Sinema gerçeği mi göstermelidir yoksa yaratıcılık katılmamış şey sinema olamaz mı? Bu ve bunun gibi sorular sinemanın ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri sorulagelmiştir ve teorisyenlerin de devamlı tartışma konusu olmuştur.

Teorik olarak kökü Eisenstein, Vertov ve Pudovkin gibi Sovyet Kuramcılara dayanan İtalyan Yeni Gerçekçilik akımı sinemadaki anlatı dilini 1930’ lu yılların Fransa sinemasından almaktadır. Buna göre de sinemadaki bu gerçekçilik, kendinden önceki gerçekçilikten birtakım yönlerle ayrılır. Sinemada ortaya çıkan gerçekçilik, gerçeği bir bütün olarak ele alır yani karakterlerin siyasi, sosyal, ahlaki, psikolojik yönlerine çözümleme yapmaz. Bu sebeple de bu gerçekçilik sinemada yerini Yeni Gerçekçilik olarak almıştır.

İtalyan sinemasında Neorealist hareketinin ilk kuramcı ve savunucularından birisi olan Cesare Zavattini, filmlerde para kazanmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu söyleyerek işe başlamış ve Vittorio de Sica için senaryolar yazmıştı. Böylelikle Ossessione (Tutku, 1943) ve The Children Watching Us (Çocuklar Bizi İzliyor,1944) gibi akımın ilk örnekleri çekilmişti.

Bu döneminin diğer önemli isimleri ise o zamanlar gazeteci, belgesel filmci De Santis’in senaryo yardımcısı olan Michelangelo Antonioni, Rossellini’nin senaryo yardımcısı olan Federico Fellini ve La Terra Trama’da yönetmen yardımcılığı yapan Francesco Rossi idi.

Böyle bir yolculukta Fellini, Visconti, De Sica gibi büyük yönetmenlerin yanında biraz arka planda kalmış olan İtalyan yönetmen Ermanno Olmi’nin filmi “Il Posto” her ne kadar yönetmeni öyle olmadığını söylese de seyircisi ile buluştuğu günden beri bir Yeni Gerçekçilik Akımı filmi olarak okunmaya devam etti.

Il Posto, genç bir insanın iş başvurusu ve ardından işe başlama sürecini gösterirken aynı zamanda bir toplumsal sorunu da göz önüne seriyor. Durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğu olan Domenico ortaokuldan sonra okulu bırakmak zorunda kalmıştır. Bir şirkete iş başvurusu yapmaya giden Domenico bazı elemelerden geçirilir. Bu elemeler tam anlamıyla saçma ve absürttür. Zaten filmin dalga geçtiği sosyal, siyasi hayat da tam anlamıyla saçmadır. Bu saçmalığın içinde sıkışan bir genç ise etrafına “bütün bunlar niye?” diye sorarcasına bakar. Şaşkındır ancak filmin sonunda anlayacağımız gibi alışacak ve hatta hayatı “bütün bunlar niye, bunlar ne anlama geliyor?” diye sorduğu her şeye bağımlı olarak yaşayacaktır.

Filmin şirkette geçen ve oldukça yaşlı insanların küçücük masalarda çalıştığını gördüğümüz sahneler filmde en çok eğlendiğim ve aynı zamanda en çok düşündüğüm sahnelerdir. Ömürlerinin neredeyse tamamı o küçük masaların başında onlarca kâğıdın arasında geçen ve zamanla hem kendilerine hem çevrelerine yabancılaşan bu insanları görmek çok etkileyici.

Filmin içinde bulunduğu atmosferi düşününce zaman zaman Gogol zaman zaman Kafka’ nın akla gelmemesi imkânsız. Özellikle şirkette çalışan ve geceleri yazan bir memurun ardından onun yazdıklarına verilen değeri(!) görünce bu iki yazar zihnimizde dönüp durmaya başlıyor.

Gerçekçiliğin aynı zamanda varoluşsal bir boyutu olduğu da tartışılmaz. Bu açıdan filmin aynı zamanda bir bunalım hikayesi olduğunu da söyleyebiliriz. Mülakatlar ve diğer eleme sınavlarında da görüldüğü gibi kişiliğe, karaktere önem vermeyen, insana dair hiçbir beklentisi olmayan şirket sahiplerinin ve çalışanlarının arasında kalan bu genç karakterin sıkışmışlığını da hissediyoruz.

Bir gencin iş başvurusu süreciyle başlayan ve sahne sahne girift fikirlerle izleyicisini saran bir film, Il Posto. Yeni Gerçekçilik akımı içerisinde diğer filmlerin yanında daha az bilinen bu filmi izlemek hem sinema neyi anlatmalı sorusuna hem de izlediğiniz gerçekler üzerine sizi düşündürtecektir.  

Kafka’ dan Gogol’ a Bir Yabancılaşma Örneği: Il Posto” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: