Pan’ ın Labirenti

İki dünya savaşından da kaçabilmiş İspanya, iki savaş arasında yaşadığı iç savaş ile öyle acılar doğurmuş ki sinemaya, edebiyata ve pek çok diğer sanat eserlerine konu olmuştur. Bu nedenle yazının konusu olan filme geçmeden önce filmi daha iyi anlamak açısından bu iç savaşı hatırlamak gerekli.

 İspanya’da 1936 yılındaki seçimlerde Cumhuriyetçiler iktidara gelmiş ve gücü zayıflayan kilise ile büyük toprak sahipleri, Cumhuriyet hükümetine karşı örgütlenmeye başlamıştır. Ordu da bu karşıt harekete destek vermiştir. İspanya’nın geniş topraklarının olduğu güney kesim çoğunlukla Milliyetçileri desteklerken maden bölgelerinin olduğu Kuzey kesim ve özel bir statü almak isteyen Bask bölgesi ise Cumhuriyetçilerin yanında yer almıştır. Milliyetçiler cephesi; muhafazakârlar, monarşistler diğer yarı faşist gruplar, ordu komutanları ve üst ruhban kesimden oluşmuştur. Cumhuriyetçiler cephesi ise liberalleri, sosyalistleri, komünistleri ve Anarşistleri içermiştir. Sanayi bölgeleri ve maden kaynaklarının olduğu işçi nüfus Cumhuriyetçileri desteklerken büyük tarım alanlarına sahip nüfus ise Milliyetçileri desteklemiştir.

 1934 yılında Astruas’da maden işçileri Milliyetçilerin yönetimine karşı ayaklanmıştır. Ordunun katıldığı bastırma hareketinde binlerce kişi ölmüş ve kanlı savaşı Franco yönetimindeki Milliyetçiler kazanmıştır. İspanya İç Savaşı pek çok tarihi kaynakta sınıf çatışması olarak kabul edilmektedir. Ancak bunun dışında bir din savaşı, milliyetçi bir çatışma, askeri diktatörlükle cumhuriyetçi demokrasi arasında bir savaş, faşizm ile komünizmin ilk kapışması olarak da açıklanmaktadır.

Onca ölüme sebep olan bu korkunç iç savaşın anlatıldığı ilk film, Ernest Hemingway’ın romanından uyarlanmış olan “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı filmdir. İspanya İç Savaşı’nı anlatan en önemli yapıtlardan birisi olarak görülen “Ülke ve Özgürlük” adlı eserin yönetmeni ise Ken Loach’tır. Ancak bunların dışında bir film var ki fantastik dünyası ile masallara ve mitolojiye dayalı bir karanlık peri masalı anlatır. Bu yazının da içeriğini oluşturan film, yönetmenliğini Guillermo Del Toro’ nun yaptığı Pan’ ın Labirenti’ dir. Bu film 1944 yılında, iç savaştan beş yıl sonra hala toparlanamamış olan İspanya halkını konu alıyor. Filmin daha en başında, otomobillerin üzerindeki Milliyetçileri simgeleyen bir yayın üzerinden uzanan beş ok dikkatimizi çekiyor.

Filmde Franco yönetimi, rejim karşıtı Cumhuriyetçi çetelerin faaliyetlerine engel olmak için sınır karakolları kurmuştur ve filmin hikâyesini merkeze aldığı Ofelia’nın bu karakolların birinde görev yapan bir yüzbaşının yanına gelmesi ile savaşın ve iktidar hırsının lanetini izlemeye başlarız.

 Ofelia’nın babası ölmüş ve annesi Carmen bu sınır karakollarında görev yapan Yüzbaşı Vidal ile evlenmiştir. Hamile olan annesinin zorlu geçen bu döneminde iyice yalnızlaşan ve içinde bulunduğu korkunç gerçekle baş başa kalan Ofelia hayal dünyasına sığınmıştır, her gün yanı başında Yüzbaşı’ nın insanları öldürüşünü görmüş ve “Gerçekler etrafınızı sardığında tek sığınağınız hayal gücünüzdür.” Diyerek hayal dünyasına kaçmıştır.

Hiç yalanın ve acının olmadığı bir yeraltı krallığında, insanların dünyasının hayalini kuran bir prenses yaşarmış. Mavi gökyüzünü, meltemi ve parlayan güneşi hayal edermiş. Günün birinde, muhafızlarını atlatan prenses saraydan kaçmış. Ama dışarı çıktığında güneşin parlaklığı onu kör etmiş ve geçmişe ait izleri hafızasından silmiş. Prenses nereden geldiğini ve kim olduğunu unutmuş. Vücudu soğuktan, hastalıktan ve acıdan mustarip olmuş. Sonunda da ölmüş. Ama kral babası, ruhunun günün birinde yeni bir bedende, başka bir yer ve zamanda geri döneceğine eminmiş. O yüzden son nefesini verene kadar kızını beklemeye ant içmiş… ta ki dünya durana dek.

Sözleri ile başlayan hikâye, izleyicisini küçük bir kız çocuğunun hayal gücünün ürünü olan masallara götürüyor. Ancak savaşın içinde büyüyen bir kız çocuğunun hayal dünyası elbette ki dış dünyadan etkilenmiştir. Bu nedenle onun hayallerinde Goya’ nın Saturn Devouring His Son adlı tablosunu görmemiz çok olağan.

Ofelia, okuduğu masalların da etkisiyle gerçek dünya ile hayallerini çoğu zaman karıştırmaktadır. Kendisinin bazı şartları yerine getirdiğinde yer altı krallığında eskiden olduğu gibi prenses olarak sonsuza kadar yaşayacağına in anmaktadır. Bu, aynı zamanda onun savaştan, ölümlerden kaçmak arzusudur. O kadar çok ölüme şahit olmuştur ki Pan’ ın, filmin son sahnelerinde Ofelia’ dan, hayallerindeki ülkeye gidebilmesi için masum kardeşinin kanını akıtmasını istediğinde razı olamaz. O, yüzbaşıdan ve onun gibi olan herkesten farklı olarak bir masumun kanını akıtmamış; bir masumun kanını akıtacağına kendi kanını akıtmıştır. Bu mesaj ve bununla birlikte doktorun yüzbaşıya söylemiş olduğu söz ki buna birazdan değineceğim, filmi savaş karşıtı filmler arasında bir noktaya da koyabilir.

Doktorun sözüne gelmeden önce bu noktada üzerinde durmak istediğim bir diğer noktada Ofelia’ nın Pan’ ın emirlerine karşı gelerek kendi kaderini çizmesidir. Bu hem bir kadın olarak onu klasik masallardaki prenseslikten çıkarıyor ve güçlü bir kişiliğe büründürüyor hem de hikâyeyi bir karakter üzerinden anlatan bir film için çok önemli bir nitelik kazanıyor. Aynı zamanda Ofelia’ nın baskıcı bir savaş dönemi içerisinde kendi dünyasında yaşaması bir isyan olarak da nitelendirilebilir.

Doktor Ferroiro filmdeki bir diğer önemli karakterdir. Doktor karakteri ile filmde vicdan daha da ön plana çıkarılmıştır. Aynı şekilde elbette yapılan acımasızlıklar da… Filmi savaş karşıtı yapacak sözlerden birisi de bu tarafsızlığı ve vicdanı simgeleyen doktorun ağzından dökülmüştür. Eziyet edilen bir anarşisti ilaç vererek öldüren ve bu şekilde kurtaran Doktor, Vidal’ a “Kayıtsız şartsız emirlere uymak ancak sizin gibi adamların yapabileceği bir şey.” der. Bu örnekten da anlaşılabileceği gibi filmde pek çok şey göründüğünün ötesinde anlamları temsil etmektedir. Bunlardan birisi de Ofelia’nın üvey babası olan yüzbaşıdır. Yüzbaşı Vidal; otoriteyi, baskıyı ve acımasızlığı temsil etmektedir. Aynı zamanda faşit yönetimleri simgeler. Onun bir yansıması ise filmin ilerleyen zamanlarında gördüğümüz Pale Man’ dir. Pale Man’ i hem mitolojiden hem de Goya’ nın eserinden hatırlayabiliriz.

Yunan mitolojisinde dünyanın başında ortaya çıkan kutsal varlıklar aslında “tanrı” veya “tanrıça” olarak görülmüyordu. Bunlar güç sahibiydi ama bir unsurun ya da evrenin bir parçasını oluşturmuyorlardı. Oysa Titanlar ortaya çıkınca bu söylence değişti ve Titanlar tanrı ve tanrıça olarak isimlendirilmeye başlandı ve Titanlar, Yunan mitolojisindeki “Özgün On İkiler” olarak adlandırıldı. Güç delisi bu varlıklardan bir tanesi de Kronos idi. Titanların en genci olan Kronos, Gaia ve Uranus’ un oğluydu.

Uranus, evreni yönetmeye bayılıyor ve yetkisini tehlikeye sokabilecek her şeyden korkuyordu; çocuklarını da böyle bir tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle yeni doğan her Titan’ ı geri Gaia’ nın rahmine sokmaya çalışıyordu. Gaia bu acıdan ve çocuklarının başına gelenlerden çok mutsuzdu bu nedenle harekete geçti ve çocuklarına Uranus’ a karşı ayaklandırmaya çalıştı. Sözlerine bir tek Kronos uydu ve gece, elinde annesinin yaptığı orakla beklemeye başladı. Uranus, Gaia ile sevişmeye başladığında Kronos ortaya çıkıp babasının cinsel organını yakaladı ve orağıyla parçalara ayırdı. Daha sonra da bu parçaları gökyüzünden denize bıraktı. Bu olaydan sonra Uranus ortadan kayboldu çünkü kendisine kimse saygı duymaz olmuştu. Kronos ise babasının yerine evrenin hâkimi oldu ve kardeşi Rhea’ yla evlendi. Ancak Kronos da babası gibi güç tutkunuydu. Bu nedenle o da çocuklarını kendisi için tehdit olarak görüyordu. Bundan sonra ise Rhea’ nın doğurduğu her çocuğu yemeye başladı.

Kronos’ un hikâyesi, savaş zamanlarında pek çok sanatçının esin kaynağı olmuştur. Bunlardan birisi de Francisco Goya’ dır. Goya, 73 yaşında “Quinta de Sordo” yani “Sağırın Evi” adını verdiği bir eve taşındı. 1823’ e kadar yaşadığı bu evin duvarlarına ise ölümünden yıllar sonra tuvallere aktarılacak birbirinden harika ve aynı zamanda korkunç resimler yaptı. “Karanlık Resimler” adı verilen bu resimler onu endişeye düşüren İspanya iç savaşının bir sonucuydu. “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosu da Goya’ nın yemek odasındaki duvarlara çizdiği altı resimden bir tanesiydi. Burada adı geçen tanrı Satürn, Yunan mitolojisindeki Kronos idi.

Mitolojideki Kronos karakterine benzeteceğimiz Pale Man film içerisinde de Yüzbaşı Vidal’ in Ofelia’ nın hayal dünyasındaki bir yansımasıdır aslında. Kronos mitolojide zamanı temsil etmesi ile de bilinir bu nedenle Ofelia hayal dünyasında görevine başlarken kullandığı kum saatinin çok hızlı boşalması bundan kaynaklanır. Aynı şekilde Vidal’ ın devamlı saatine bakması da…

Bunun yanında Germen kökenli bir canavar olan Krampus’ tan bahsetmek gerekli. Krampus, Avusturya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti ve kuzey İrlanda bölgesinde bilinen, Noel Baba’ nın korkutucu yol arkadaşıdır. Krampus, kötülük yapan çocukları sepetine koyarak kaçıran ve onlara işkence eden şeytani bir varlık olarak anlatılır. Noel Baba’ dan hediye almak için iyi ve temiz yürekli olmak gerekiyorsa Krampus’ tan kurtulmak için de bunlar gerekliydi. Söylencelerde betimlendiği ve çizildiği kadar Krampus filmdeki Pan ile benzerlik göstermektedir. Zira Krapmus, Aziz Nicholas ile işbirliği yapardı ve o kötü çocukları haber verdiğinde şeytani yönüne başvururdu. Filmde Pan’ ın mitolojideki ormanların, kırların, sürülerin ve çobanların tanrısı olan ve müziği çok seven Pan’ dan ve bir küçük kız çocuğunun hayalinde olması beklenen iyi yaratıklardan farklı olarak korkunç bir canavar olarak gösterilmesi de bundan. Öte yanda Pan zaten mitolojide de, gece ormana yolu düşenlerin korktuğu bir tanrı olarak betimlenir. Sanat eserlerinde Pan, alnında iki boynuz ve keçininki gibi kulaklar, kuyruk, bacaklar ve toynaklarla resmedilir.

Filmde her şeyin göründüğünün ardında başka anlamlara sahip olduğunu söylemiştim. Bunlara değinmeye devam ederek filmin zenginliğine değineceğim. Kurbağa, kültürlerde çeşitli anlamlara gelmektedir. Eski Mısır ve Mezopotamya’ da kurbağalar doğurganlığı simgelerken Yunanca Fisiologus derlemesine dayalı Ortaçağ Hristiyan geleneğinde doğurganlığın yanı sıra cadılık gibi kötücüllüğü de simgeler. Buradan da anlaşılacağı gibi kurbağa bazı çağlarda karanlık bazı çağlarda ise ilahi bulunmuştur. Bunun en temel sebeplerinden birisi hem karada hem suda yaşamalarıdır. Bu durum onların iki dünya arasında bir ulak oldukları anlamında yorumlanmasına sebep olmuştur. Su, bilinmeyen diyarları kara ise fiziksel dünyayı temsil eder. Yani aslında kara kurbağası filmde her şeyi tüketen burjuvaziyi simgeler. Ağaç ise pek çok sanat eserinde olduğu gibi sinemada da kadın rahmini simgelemektedir. Burada Pan’ ın verdiği ilk görevi Hayat Ağacı’ nın altına yerleşmiş ve onu her geçen gün öldürmekte olan kara kurbağasından ağacı kurtarmak olan Ofelia’ nın hayal gücünü tetikleyen şey annesinin yaşadığı zorlu hamilelik sürecinde Vidal önderliğinde insanlara ve annesine yapılan zulümdür. Bir parazit gibi yaşamı tüketen bir anlayış, Ofelia’ nın hayallerinde çirkin bir kurbağa olarak şekillenmiştir.

Burada ağaç ve doğal olarak rahim aynı zamanda Ofelia’ nın hayalinde amaç edindiği krallığa geri dönüş yoludur aslında. Bunu, kendisini kurbağaya Moanna olarak tanıtmasından anlayabiliriz. Üzerindeki o dünyaya, maddi ve acımasız dünyaya ait olan şeyi, Vidal için giydiği elbisesini çıkararak ağacın içerisine girmesi de bununla ilişkilidir. Aynı noktada geri döndüğünde elbisesini çamur içinde görmesi de izleyiciye, önemsiz ve acımasızlıkla dolu şeylerden arındığının bir anlatımıdır aslında.

İkinci görevinde Ofelia’ nın bir tebeşir ile kendisine kapılar açarak Pale Man’ in dünyasına götürmesini izleriz. Pale Man’ in simgelediği şeylere yukarıda değinmiş olsam da bu sahnelerde değinilmesi gereken bir diğer şey de Ofelia’ nın leziz yiyecekler arasından üzümü seçmesidir. Üzüm neyi simgeler?

Masallarda yemek yemek çoğu zaman tehlikelidir çünkü insanı aldatır. Bunun mitolojide de bir karşılık bulması şaşırtıcı olmaz. Mitolojide üzüm asması ile simgelenen Dionysos’ un Kybele ile tanıştıktan sonra dram ve şarap tanrısı olarak anılmaya başlanmıştır. Dionysos’ a göre her şarap kadehinin bir anlamı vardır; ilki sağlık, ikicisi zevk, üçüncüsü uyku, dört ve dörtten fazlası ise şiddeti, öfkeyi simgeler. Aslında yaşam enerjisini ortaya çıkaran Dionysos, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi de anlatır.

Burada akıllara Pale Man’ in gözlerinin neden avuç içinde olduğu sorusu da gelebilir. Pale Man’ in aslında gerçek hayatta Yüzbaşı Vidal’ ın yansıması olduğunu söylemiştik. Yüzbaşı gibi faşist iktidarlar gördükleri şeyi elde etmek için acımasız bir çaba gösteren ve istedikleri şeyi elde ettikleri zaman da gözleri başka bir şey görmez bir canavar olarak yaratılmıştır filmde.

Şimdi filmde başka bir ana atlayalım: İkinci görevi öncesinde Ofelia’ nın Pan’ a annesinin hastalığını söylemesinin ardından Pan’ ın ona adamotu kökü verdiği sahneye gidelim. Pan, bu kökün insan olmaya istekli bir bitki olduğunu ve Ofelia’ ya onu süt dolu bir kâseye koymasını ayrıca günde iki damla insan kanıyla beslemesini söyler. Peki ama Adamotu nedir?

Adamotu yani Mandragora, gizemli bir bitki olarak her kültürde yer edinmeyi başarmış hem şifalı hem de ölümcül olabilen bir bitkidir. Türk kültüründe de kendisine yer bulan bu bitkinin topraktan koparıldığında acı içinde çığlık attığına inanılırmış. Hatta burada daha iyi bir fikir oluşturması için popüler bir seriden yararlanacağım: Harry Potter. Harry Potter’ da da öğrencilere adamotunu toprağından nasıl söküp başka bir alanda tekrardan köklendirebilecekleri anlatılırken herkese kulaklık takmaları tembih edilmişti.

Eski Mısır kültüründe de ilahi bir gücü olduğuna inanılan bu bitkinin kökünün bir sıvıda bekletilip sonunda sıvıyı içen kişinin sağlık, uzun bir ömür sahibi olacağına inanırlarmış. Kimi kökleri kadın kimi kökleri erkek vücuduna benzeyen bu bitki pek çok kültürde doğurganlıkla da ilişkilendirilmiştir. Aşk, güzellik ve şehvet tanrısı Afrodit’ in diğer adının Mandragonitis olmasının da bununla bir ilişkisi olmalı 🙂

Bu noktada kendime “Daha ne kadar yazacaksın?” diye sorarken buldum bu nedenle burada durmaya karar verdim. Bir yazıya okuyucuyu sıkmadan bunca simgeyi, metaforu sığdırmanın mümkün olmayacağını düşünüyorum. Bu nedenle eğer yazıda bulunmayan semboller aklınıza takılırsa affedin beni 🙂

 Prenses Moanna ile Mercedes ile Doktor ile tüm o donuk maviye ve soğuk havaya rağmen hikâyesine ve özellikle de verdiği hisse bağlanacağınız bir film, Pan’ ın Labirenti. İspanya İç Savaşı, iç savaşlar arasında kendine özgü bir niteliğe sahiptir. İspanya içinde başlayan bu savaş kısa süre sonra uluslararası bir nitelik kazanmıştır. İspanya İç Savaşı’ndan sonra da dünya pek çok kanlı iç savaşa sahne olmuştur ve kötümser bir tavır takınırsak bu savaşları görmeye devam ettiğini de söyleyebiliriz. Filmin atmosferine izleyiciyi çeken en önemli unsurlarından birisi olarak da müziklerine değinmek önemlidir. Ünlü besteci Javier Navarrete tarafından hazırlanan müzik eşliğinde film aklınıza yavaş yavaş işleniyor. Farklı bir bakış açısı ile bazen geçmişe dönerek bazen farklı bir dünyaya geçerek hayata yaklaşmak gerektiğini de vurgulayan film, Ofelia’ nın burnundan akan kanın filmin başında geriye doğru çekilmesi de yaşananların kısır bir döngüde tekrarlandığını anlatıyor olabilir mi?

Bir Cevap Yazın

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: