DUYARLI BİR SİNEMA: A(R)TIK TOPLAYICILAR VE BEN

Hümanist karakteri ile ortaya çıkardığı her işi ile yüreklere dokunan, vicdanı harekete geçiren, akıl ve mantığa ek olarak insana etiği hatırlatan bir yönetmen olan Agnes Varda’ nın Artık Toplayıcılar ve Ben isimli belgeselinden bahsedeceğim bu yazıda.

Zannediyorum ki önce insan tarafımızı beslemek ve onu eğitmek gerekir. Sinema ve genel olarak sanat, insanın kendisine yüklediği bilim bilgisine ek olarak etik kavramını hatırlatır benliğe. Bu hatırlatıcılardan birisi de Agnes Varda’ dır.

Fransız Yeni Dalga akımı her yönüyle oldukça ilgi çekici ve muazzam gelirken bu akımın en iyi taraflarından birisi ise sinemaseverlerin Agnes Varda sineması ile tanışacak olmasıdır.

Agnes Varda ya da asıl ismi ile Arlette Varda, sinemadaki yenilikçi ve özgün tavrı, yaratıcılığı ve insani tarafı ön plana çıkarması ile sadece Fransız Yeni Dalga akımı içinde değil dünya sineması içerisinde de oldukça önemli bir yere sahiptir. Çevresindeki her şeyden ilham alan ve sinemada teknolojiyi olabildiğince cesurca kullanmaya çalışan Agnes Varda, sinemada klişeleri ve özellikle erkek egemenliğini reddederek feminist sinemaya da ilham olmuştur.

Varda’ nın sinemasının bu kadar sevilmesinin nedenlerinden birisi ve belki de en önemli neden ise kullandığı samimi dildir. Oldukça duyarlı bir sanat anlayışı olan Varda, izleyicisi ile arasına hiçbir mesafe koymayan yönetmenlerdendir. Kendi hayatından pek çok şeye rastlayabileceğimiz Varda sineması bazen onun sevdiği adamı, bazen yaşadığı sokağı bazen de Artık Toplayıcılar ve Ben’ deki gibi ellerini gösterir bize ve elleri ile birlikte hayata bakış açısını.

Agnes Varda’ nın sinemada ortaya çıkan bakış açısı, onun filmlerini yalnızca sinema çerçevesinde değil insan olmak üzerine, hümanizm veya feminizm üzerine de değerlendirme imkânı sağlar.

Fransız Yeni Dalgası’ nın doğuşuna zemin hazırlayan Cahiers du Cinema dergisinde yazarlık da yapmış olan Varda, Chris Marker gibi yönetmenlerle birlikte Yeni Dalga’ nın daha modern filmler çeken grubunu oluşurmuştur.

Kimi zaman docudrama kimi zaman essay film kimi zaman kısa film kimi zaman da uzun metraj çekmiş olan Agnes Varda için etrafındaki her şey sanatsal bir anlam taşımaktaydı ve bunu göstermek içinse kendine ne tür ne de süre kısıtı koyardı. Sanatla ilişkisine fotoğrafla başlamış olan Varda zamanla her sınırı kaldırarak hem sınırları silmiş hem de tüm sanat dallarını da bir araya getirmeye başlamıştır.

Yaptığı her işte insanların gerçeklerini yansıtmaya, gerçekleri gösteremeye çalışmıştır. Bunu yaparken Fransız Yeni Dalga akımı ile paralel olarak zamanla oynar ve amatör oyuncularla çalışmayı tercih eder.

Belgesel çalışmalarından birisi olan 2000 yılı Fransız yapımı Artık Toplayıcılar ve Ben filmi, Agnes Varda’ yı hem yönetmen hem senarist hem de yapımcı koltuğunda gördüğümüz bir film. Politik duruşunu yer yer sineması içerisinde de göstermekten çekinmeyen Varda, bu belgeselinde de kapitalizmin vahşiliğini, eşitsizliği ve tüketimin boyutlarını göstererek aynı zamanda müthiş bir özeleştiri yaptırıyor izleyicisine.

Artık Toplayıcılar ve Ben isimli bu belgeselde Agnes Varda, artık toplayıcılığının tarihini araştırırken aynı zamanda sanat tabloları arasında da bir yolculuğa çıkarır bizi. Bu nokta ayrıca önemlidir çünkü film içerisinde Jules Breton’ un 1877 tarihli La Gleaneuse yani Kadın Artık Toplayıcı isimli tablosunun canlı bir performansını gerçekleştirirken, Varda’ nın bu filmi kendi içinde ne şekilde konumlandırdığını da tartışmamıza olanak sağlar.

Varda, filmin başlarında Millet’ e ait olan 1857 tarihli Les Glaneurs (Kadın Artık Toplayıcılar), Hedouin’ e ait olan 1852 tarihli Les Glaneuses fuyant l’ orage (Fırtınadan Kaçan Başakçılar) ve yine Breton’ a ait olan 1859 tarihli Le rappel des glaneuses (Başakçıklara Çağrı) isimli tablolarda toplayıcılığın birlikteliğine zıt olarak Breton’ un 1877 tarihli tablosundaki yalnız kadına dikkat çeker. Filmin ilerleyen zamanlarda ise Varda’ nın özellikle bu tabloyu canlandırması onun filmdeki “kadın artık toplayıcı” olduğunu göstermektedir. Burada Varda, izleyicisine kendi toplayıcılığını sinemada “görüntü toplayıcılığı” olarak yaptığını ise tabloyu canlandırması sırasında taşıdığı başakları yere atıp eline dijital kamerasını alarak anlatır.

 Kendini sadece düşünceleri ile değil bedeni ile de filme adayan Varda kendisini filmin hem öznesi hem de nesnesi haline getirmektedir.  Peki, ama Varda, sinemasını, bunca dışarıda tutulan “artık” malzeme ile nasıl gerçekleştirebilmektedir? Bir yanda yaşlılığı, zamanı kafaya takmış bir Varda bir yanda tüketime ve eşitliğe kafayı takmış Varda nasıl bir arada bir film oluşturabiliyor?

Varda, kendi sinema yapma anlayışını herhangi bir şekilde tür ayırmaksızın sineyazı (cinecriture) olarak adlandırmaktaydı. Sineyazar kavramı her ne kadar Fransız Yeni Dalga ile ortaya çıkan auteur kavramına benziyor gibi görünse de ondan epey farklıdır. Varda sineyazı derken aslında bir seçimler zincirinden bahseder. Filmin yapım öncesini, yapım ve yapım sonrasını kapsayan seçimler zincirinden… Film yapmaya dair tüm seçimlerin (yer seçimi, ekip seçimi, oyuncu seçimi, ışığın seçimi, kullanılacak lensin seçimi vs.) sonucunda ortaya çıkan stil, sineyazıdır.

Sinemasında kurmaca ile belgeseli her zaman iç içe barındıran Varda tüm filmlerinde deneysel bir çalışmanın içerisindedir. Her filmi kendisi için bir yolculuktur aynı zamanda. İzleyicisi ise bundan faydalanabilen şanslı azınlıktır. 🙂 Artık Toplayıcılar ve Ben’ de kendisi de dâhil avukat, aşçı vb. kişileri kendi bedenlerinde rol yaptırır. Böylelikle belgeseline bir parça kurmaca katarak sorduğu soruları ile sanki bir film karakterinin sorgulamasını sağlamış olur.

Bir yandan kendini oynadığı rolünde yaşlanmak ve ölüm üzerine düşünürken bir yandan da toplumun gerçeklerine yönelir. İzleyicisini kontrolsüz tüketime, israfa, eşitsizliğe dair sosyo-ekonomik bir sorgulamaya iterken, aynı izleyiciyi kendi bedeni üzerine düşünmeye de iter.

Varda klasik, geleneksel bir yönetmen olmayı eleştirerek sinemada gösterilmeyeceği düşünülen görüntüleri, anlatılamayacağı düşünülen konuları kullanır sinemasında. Artık Toplayıcılar ve Ben de aslında bunların bileşimidir. Filmin çekim aşamalarında tamamen sezgilerine göre hareket eden Varda, filmin konusu olan israfa dikkat çekerken aklını kurcalayan kendi bedenine ilişkin yaşlanmayı, ölümü ve sinemada dijital kameralara dair sorgulamalarını, özdüşünümsel çekimlerini de bastırmaz ve film içerisinde kullanır. Montaj sırasında büyük bir başarı gösteren Varda, bu birbirinden kopuk duracak farklı konuları birbiri içerisine geçirmeyi başarmış ve filmi bir çıkmaza sokmamıştır.

Agnes Varda belgesel film yapımcılığına dair sorgulamalarını sürdürürken artık toplayıcılığı farklı sebeplerle yapmış veya yapan insanlarla tanışmaya başlar. Bu tanışmaların ve ardından onların toplayıcılık süreçlerine dair takiplerin ardından izleyicinin hepsinden de alabileceği ortak fikir ise şu olmaktadır: Bir yanda, şekli marketlerde satılmaya uygun değil diye çöpe atılan tonlarca besin ve bir tarafta açlıkla mücadele eden insanlar… “Her şey gerçekten utanç verici.”

Varda filmdeki her bir insanın kendisini ifade edebileceği çok esnek bir alan bırakır. Bu da, filmin başından beri sorguladığı belgeselciliğe dair önemli bir cevaptır. Aynı zamanda izleyicisini ise acımasız ve adaletsiz bir düzenle yüzleştirir. Varda’ nın film içerisinde ayrıca karşı karşıya kaldığı ve biz izleyicilerin de Varda’ yı sanatçı bir toplayıcı olarak adlandırabildiğimiz bir şeyle karşılaşır. Varda, sadece yoksulluktan dolayı değil, bazen eğlence için de toplayıcılık yapan insanlar olduğunu görür. Bunlardan bir tanesi de topladığı malzemelerle sanat eserleri yaratan bir sanatçıdır.

Varda sadece filminde yer alan insanlar için değil seyircisi için de bir alan bırakır. Bu durum ise izleyicisinin Varda’ nın filmleri içerisinde serbestçe dolaşmasına imkân verir. İzleyici, Varda filmlerinde, filmin içindeki farklı konular arasında ilişki kurmak zorundadır. Aslında bu ilişkilendirme kavramı, Varda’ nın filmlerini izlemenin doğal bir sonucudur. İzleyici hem kendi deneyimlerini, yaşantısını hem de filmdeki anlatıyı birbiri ile ilişkilendirerek bir sonuca varır. Bu da aslında Varda’ nın seyircisi ile bağ kurma isteğinin bir göstergesidir.

Varda sineması, onun hem çevresine karşı olan duyarlı tutumu hem tüm naifliği hem de deneysel ve samimi yönüyle özelikle sinemaseverler tarafından izlenmesi gereken bir sinemadır. Artık Toplayıcılar ve Ben ise onun duyarlılığını izlerken israfa ve aşırı tüketime dair de düşünmemizi sağlar.

Bir Cevap Yazın

WordPress gururla sunar | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: