Ah o çizmeler, John Lennon gözlükleri, müzikler ve Shakespeare… Bize ne yaptın Bruce Robinson!

1987 yapımı bir Bruce Robinson filmi olan Withnail and I, bizleri Victoria Dönemi’ nden eşyalar, İngiliz yapımlarında görmeye alışkın olduğumuz bir İngiltere bayrağı, şarap şişeleri ve çöpler içerisindeki bir salaş kenar mahalle evine götürür.

Handmade Films yapımı olan filmin yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını yapan Bruce Robinson, filmin senaryosunu yazarken yirmili yaşlarında beraber yaşadığı ve hayatını kaybeden arkadaşıyla olan anılarından yola çıkmıştır.

Bir filmi akıllara kazımada önemli bir yeri olan iyi müzikler ise bu filmde yeterince var. Hatta bana göre en iyisi ile başladığını söyleyebilirim filmin.1969 Londrasında geçen bu filmin giriş sahnesinde King Curtis “A Whiter Shade of Pale” eşliğinde sigarasını içen Marwood karakterini görürüz. Paul McGann tarafından canlandırılan Marwood karakteri ilk sahnelerden de anlaşılacağı gibi sefilliğin, şehrin insanı bunaltan renksiz yapısının dışına çıkmak isteyen birisidir. Marwood’ un ev arkadaşı olan ve ilk sinema deneyimini bu filmde yaşayan Richard E. Grant tarafından canlandırılan Withnail ise yirmilerinin sonlarında eğitimli bir oyuncudur ve Marwood gibi şehrin karanlığından bıkmıştır. Öyle ki ilerleyen sahnelerde okuduğu bir trafik uyarı levhasında yazan “Dikkat! Kaza tehlikesi vardır.” yazısına “Bunlar kaza değil ki! Kendilerini yola atıyorlar. Hem de seve seve. Kendilerini tüm bu çirkinliklerden kurtarmak için yola atıyorlar!” der.

Hiçbir yerden teklif alamayan bu iki eğitimli oyuncu sefalet içinde yaşamakta ve bu duruma isyan etmektedir. Ancak bu isyan, harekete geçiren yani akıntıya karşı insanı çaba göstermeye iten bir isyan değildir. Bu isyan, kendilerini akıntıya bırakmış, 60′ larda Shakespeare yaşasaydı tam da bu romantiklikle yaşardı, diyeceğimiz cinsten bir isyan. Bu durum da filmi karakomedi türüne sokmayı başaran, filmin İngiltere’ de en iyi komedi ve en iyi İngiliz film listelerinde ilk sıralara yerleşmesini sağlayan özelliğidir diye düşünüyorum.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Geçmişe Özlem Duyan Herkese İyi Gelecek Bir Woddy Allen Filmi

60′ ların ruhuna hiç de ters durmayan bu karakterler bazen lavabodaki bir fareden kurtulmaya çalışırken bir bombadan kurtulmaya çalışıyormuş gibi yükselebilir, ellerini ısıtmak için bulaşık eldivenini kullanabilir ve içki bulamadıklarında antifiriz içmeyi deneyebilirler.

Filmde benim izlemekten ayrıca keyif aldığım bir diğer karakter ise Danny karakteridir. Danny, bir uyuşturucu bağımlısı ve satıcısıdır. 60′ lara uygun olarak yaratılmış bu karakterle Withnail arasında geçen diyaloglardan da 60′ ların nasıl bir dönem olduğunun da az çok farkına varır ve o dönemleri görememiş pek çoğumuz gibi “keşke!” derim. Danny’ nin de belirttiği gibi “İnsanlık tarihinin en destansı yılları geride kaldı.”

Filmde Marwood karakteri, sürmekte olan bu sefil yaşamlarından boğuluyor ve kendi geleceklerini baltaladıklarını düşünüyor. Bu durumdan kurtulmak, kendilerini bulmak için şehirden çıkıp taşraya gitmek gerektiğine inanıyor. İki arkadaşın bir şeyler içmek için girdikleri bir kafede Withnail’ in amcası ve taşrada evi olan Monty’ nin, Marwood’ un aklına gelmesi ile hikaye başlar diyebiliriz. Richard Griffiths’ in canlandırdığı Monty amca, varlıklı ancak vazolarda karnıbahar yetiştiren ve kedisi ile devamlı kavga eden birisidir. Marwood ve Withnail, Monty amcayı taşradaki evinin anahtarını istemek için ziyarete giderler. Monty aslında gaydir ve Withnail ile Marwood üzerine anlaşmaları sonucu taşradaki evini bir süreliğine onlara vermeyi kabul etmiştir. Ancak Marwood’ un bundan haberi yoktur ve Withnail ile birlikte taşradaki eve yerleşmek için hazırdır. Biraz kafa dağıtmak, şehrin karanlığından uzaklaşmak ve kendilerini bulmak için gidecekleri taşra ise onları daha da beteri ile karşılayacaktır. Hikayenin taşradaki eve vardıktan sonra daha komik haller aldığını söyleyebiliriz. Ancak karakterlerimiz daha taşraya varmadan biz, kendimizi gülerken buluyoruz bile. Yola çıkmak için arabalarına binerken arkalarında evleri yıkan bir büyük aleti görüyoruz ve işte “tüm sorunlar, hüzün ve sıkıntı bitiyor.” diye düşünüyoruz. Biz böyle düşüneduralım zira sorunlar bitmek bilmiyor, doğa onlara güneşin varlığını göstermeden devamlı ıslaklık, soğuk ve çamurlara boğan yağmurla karşılık veriyor. Aslında bu yağmurlar, filmin genel havası olan hüznün ve elbetteki romantikliğin göstergesidir ki bu filmde yağmur hep yağması gereken zamanlarda yağmış ve hüznün tadını unutulmaz yapmıştır.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Mitolojik ve Masalsı Bir Yolculuk: The Adventures of Baron Munchausen

İzleyenlerin elbette hiç unutamayacağını sandığım poşetten çizmeler ve tavuk sahnesi ile sondaki Shakespeare tiradı insanı sıcacık bir gülümseme ile bırakıyor. Ancak ben yine de Withnail’ in şu sözlerini hiçbir zaman unutamayacağım: “Kalbim var benim. Kalbim var. Bana vurursan, cinayete girer.”

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: