İlerleyişin İnsanı Kör Eden Bir Yanı

H.G. WELLS – ZAMAN MAKİNESİ Bir Buluş

Bilimkurgu, ancak on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Jules Verne’ in bilimsel sayılabilecek serüven romanları ve H.G. Wells’ in bilimsel yaklaşımlı toplumsal eleştiri romanları ile gerçek anlamda ürünlerini verebilmiş bir tür olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda türün öncü romanları arasında, H.G. Wells’ in 1895 yılında yayımlanan Zaman Makinesi sayılabilir. Bu roman, Zaman Gezgini denilen bilim insanının evinde toplanan bir grubun tartışmasıyla başlar. Zaman Gezgini, Filby, İl Başkanı, Hekim, Ruhbilimci, Çok Genç Adam ve anlatıcının yer aldığı tartışmanın konusu ise zamanda yolculuktur.

Zaman Gezgini, tartışma sırasında, herhangi bir gerçek cismin dört yönde uzantısı olması gerektiğini savunur. Bunlar uzunluk, genişlik, kalınlık ve sürekliliktir. Bunlardan ilk üçü uzayın üç düzlemidir diğer boyut ise ‘zaman’dır. Ancak Zaman Gezgini insanların ilk üç boyut ile dördüncü boyut arasında ayrım yapma eğiliminde olduğunu çünkü hayatımızın başından sonuna kadar bu dördüncü boyut boyunca kesik kesik ilerliyor olduğunu belirtir. Bundan sonra ise fikirlerini temellendirmek için bizleri felsefi ve bilimsel sorular sormamıza iten açıklamalarda bulunur. Bu açıklamaları ile gerek fikir yazılarının gerekse romanlarının içeriğini ve formunu oluşturan politik düşüncelerine ve bu noktada da politik görüşleri sebebiyle birlik olmak, ötekileştirmek, toplumdan soyutlanmak, birey, toplum ve bunların birbirleriyle ilişkilerine yönelik düşünmemizi sağlar.

 Toplum olarak yaşamanın üzerine devamlı düşünmüş olan Wells, Londra’ daki sosyalist politika faaliyetlerine aktif olarak katılmaktaydı. 1. Dünya Savaşı’ na kadar faaliyet göstermiş olan ve üyeleri arasında Virginia Woolf, George Bernard gibi isimlerin yer aldığı, o dönemler Britanya sosyalizmine önemli ölçüde yön vermiş Fabian Derneği’ ne katılım göstermiştir. Ancak zamanla düşünce dünyasının diğerlerinden ileride olduğunu ve derneğin çalışmalarının gerektiği gibi ilerlemediğini düşünerek dernekten ayrılmış ve çalışmalarına bireysel olarak devam etmiştir. Yazım tarzını da politik düşüncelerine göre şekillendirmiş olan Wells’ in romanlarında ana karakterler genellikle sosyalizmi ve yaşam standartlarını ileriye taşıyacak olan bilim insanlarıdır ve toplumdan sıyrılıp kendini soyutlayan karakterler romanın sonunda kaybedenlerdir.

Zaman Makinesi romanı ile yazar 1890’lardaki sınıflar arası çatışmanın eğer durdurulmazsa neye dönüşeceğini gösterir ve bu dönüşümün gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu da romanın en başındaki tartışmasında zaman hakkında konuşurken belirtir: “…Tam da burada yanılıyorsunuz işte. Cümle alem tam da burada yanıldı. İçinde bulunduğumuz andan her zaman uzaklaşıyoruz. Maddi olmayan, hiçbir boyutu bulunmayan zihinsel varoluşlarımız, doğumumuzdan ölümümüze kadar, değişmeyen bir hızla Zaman Boyutundan geçiyor.” Bizler onun bu sözlerinden durdurulamayacak bu ilerleyişin korkunç sonuçlar doğurma ihtimalinden ilerleyen sayfalarda ise neredeyse emin oluyoruz. Öyle ki 1890’ ların Avrupası ile makineyle yolculuk edilen sekiz yüz iki bin yedi yüz birdeki dünya ve son olarak otuz milyonlu yıllar arasında ilişkiler kuran yazar eğer Kapitalist ile Emekçi arasındaki o günlerde geçici olmaktan öteye gitmeyen toplumsal ayrımın giderek büyümesi durumunda sadece medeniyete değil aynı zamanda doğadaki tüm yaşama, evrene bile etki edeceğini gösterir.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Ah o çizmeler, John Lennon gözlükleri, müzikler ve Shakespeare... Bize ne yaptın Bruce Robinson!

Zaman Gezgini yaptığı ilk zaman yolculuğunda sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına gider ve karşılaştığı varlıklar karşısında hayrete düşer. Daima gelecekte insanların her konuda şimdikinden daha ileride olacağını düşünen Zaman Gezgini’nin karşılaştığı durum hiç de böyle değildir. Zaman Gezgini onlar için, onlar kadar üşengeç, onlar kadar çabuk yorulan birilerini hayatımda görmemiştim, der. Bu ilk gördüğü varlıklar yerin üstünde yaşayan Eloiler’ dir. Bunlar dışında yerin altında yaşayan Marlocklar vardır.

Evrende kalan bu iki tür, Eloiler ve Marlocklar, birbirlerinin dillerini dahi bilmedikleri gibi Marlocklar, Eloiler ile beslenmektedir.  Zaman Gezgini karşılaştığı bu durumu kendi çağından yola çıkarak irdelediğinde ise şu sonuca varmaktadır: Daha o günlerde (1890’lar) yeraltı alanlarını uygarlığın önemli olmayan amaçları için bile değerlendirme yönünde bir eğilim mevcuttur. Endüstri gittikçe derinlere inmekte, gittikçe daha büyük yeraltı fabrikalarına yayılmakta ve zamanının artan bölümünü orada geçirmektedir. Öyle ki o günlerde bile Doğu Yakası’ nda bir işçi gün ışığından neredeyse kopartıldığı böyle yapay koşullarda yaşıyordu. Zenginlerin eğitim düzeylerinin gittikçe yükselmesi ile yoksulların kaba şiddeti arasındaki uçurumun artması ve insanların toplumsal tabakalaşma yüzünden bölünmesini geciktiren sınıflar arası evliliğin biraz daha seyrekleşmesi ile en sonunda, yerin üstünde zevk, rahatlık ve güzellik peşinde koşan aristokrasiyi, yerin altında da durmadan yaptıkları işin koşullarına uyarlanan işçileri bulacaktık. Ancak Yukarıdünyalılar’ ın eksiksiz bir güvence içinde olmaları, onları yavaş yavaş yozlaşmaya, beden, güç ve zekâ bakımından genel bir gerilemeye yöneltmişti. Dolayısıyla Zaman Gezgini’ nin de farkına vardığı gibi insan türündeki en büyük değişimi yaşayanlar da devamlı mücadele içinde olan Yeraltındakiler olmuştur. Yani yukarı dünya insanları ayrıcalıklı aristokrasiyi oluşturmaktan ve Marlock’lar da onların uşağı olmaktan çok uzaktır. Kitapta da Zaman Gezgini kendi zamanı ile gelecekteki zamanı kıyaslarken H. G.Wells, büyük balığın küçük balığı yiyişini eleştirir ve fırsat eşitliğini savunan Bilimsel Sosyalizm’ e değinir. Bilimsel Sosyalizm’ in savunuculuğunu yaparken Sosyal Darwinizm’ i de eleştirerek savunmasını güçlendirir. Öyle ki büyük balık ve küçük balık onlardan beklenenin aksi şekilde davranmakta ve yaşamaktadır.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  İçimi döksem ortalığı kirletmiş olur muyum?

Roman, yazıldığı dönemin neredeyse tüm tartışma konularına değinerek gerek evrim teorisi gerek eğitim ve ahlaki normların topluma etkisi, sınıf kavramı, birey ve toplum ve bunların birbirleri ile ilişkileri üzerine sorgulamaya, medeniyet, devlet, toplum üzerine düşünmeye zorlar bizleri. Romanlarında olabildiğince topluluklar halinde betimlenen roman karakterleri içinde çok nadir bazı karakterler yalnızdır. Zaman Makinesi’nde de Weena adlı karakter yalnız betimlenen karakterler arasındadır. Kitapta birlik olmayı yoldaş arayarak da belirten H. G.Wells, Weena ile kurduğu ilişki sonrası yukarıdünya insanlarının göründüğü kadar mutlu olmadığını, uzun yıllar yeraltındaki kardeşlerine güneşi görmeyi yasaklayanların sonunda o kardeşlerin geri dönüşü ile uzun zamandır tatmadıkları korkuyu sonunda tattıklarını ve aslında onların da yeraltındakilerden hiçbir farkları olmadığını anlar. Bunun sonucunda Weena’ yı o dünyadan kurtarmak istediğinde ise geleceğin yönünü değiştiremez ve Weena’ yı o dünyadan çekip kurtaramaz. Bu noktada H.G.Wells’ in sosyalizme bir eleştiride hatta uyarıda bulunduğunu düşünebiliriz. Çünkü görünüşte bile gerek mesleklerin ve gelir durumunu, ait olduğu grubu belli edecek kıyafetlerin gerek cinsiyetleri birbirinden ayıran doku ve davranışların dahi ortadan kalktığı; aile, mülkiyet gibi kavramların olmadığı bir dünya mevcuttur. Ancak görünenin ardındaki gerçek tam bir mücadelesiz duruştur.

İlerleyiş durdurulamaz bir şekilde akmaktayken eğer insanlar arasındaki rekabet sona ermez, sınıfsal ayrımlar sürdürülmeye devam edilirse bir medeniyetin çöküşü ile dünyanın da yıkıma gideceğinin uyarısını verir bize roman. İlerlemenin yol açacağı insanlardaki körlük sonucu daima gelişen bir toplumsal yapının varlığı düşlenirken zamanla ‘üst sınıf’ insanının tembelleşmesine bağlı olarak devamlı çalışan yeraltı insanına mahkûm olan insan türünün evrimi gerçekleşecektir. Bu nedenle ki 1890’ larda H.G.Wells, romandaki benzer bir çöküşün ve hayal kırıklığının yaşanmaması için yeni bir düzenin gerekliliğini savunur bunun için de roman boyunca birlik duygusu ile bunun arkasındaki çıkış yolunun başlangıç noktasını gösterir çünkü aksi durumda savunulacak bir dünya düzeni kalmamış olacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: