Le Dernier Métro- Son Metro

Fransız Yeni Dalgası, Hitchcock ve apolitik film anlayışı gibi anahtar kelimelerle akıllara getirebileceğimiz François Truffaut, sinemasının en politik filmini 1980 yılında izleyicisine sundu. Truffaut, Le Dernier Métro (The Last Metro) yani Son Metro isimli bu filmi ile kadının meslek ve sanat dünyasındaki yeri, eşcinsellik, direniş, savaş gibi arka planda dahi çok sayıda temayı ele aldığı melodram bir aşk hikâyesi sunmaktadır.

Son Metro

2 yıldır Alman işgali altında olan Fransa’da bir tarafta İkinci Dünya Savaşı sürerken diğer tarafta sanatçıların direnişleri sürmektedir. Ülkede gece 11’ den sonra sokağa çıkma yasağı uygulanmaktadır. Bu nedenle, filmin de geçtiği Paris’te insanlar için “son metro” yu kaçırmamak çok önemlidir. Görüldüğü film de adını buradan almaktadır.

Filmin genelinde belki de sadece birkaç kez duyduğumuz bu “son metro” aslında Truffaut’nun neden bu filminin politik olduğunun kanıtı da sayılabilmektedir. Evet, filmde çok az üzerinde durulmuş bu isim, “son metro”, aslında insanlar için son bir şans ve bir umut ışığı olması ile savaşta sıkışıp kalmış halk için de tiyatronun bir şans ve umut ışığı olduğunun bir metaforudur. Adını bu kadar az duyduğumuz ve üzerinde hiç durulmamış diye düşündüğümüz bu isim aslında bir politik duruş anlatmakta ve Truffaut tarafından filmin adı olarak seçilmesiyle de Truffaut için bu duruşun ne kadar önemli olduğunun altı çizilmektedir.

Son Metro Filminin Konusu

Film 1942 yılında Paris’teki bir tiyatro salonunda geçmektedir. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle insanlar yiyecek ve yakacak sıkıntısı yaşamaktadır. Bu nedenle Parisliler ısınmak için tiyatro ve sinema salonlarına gitmektedir. Öyle ki biletler günler öncesinde tükenmektedir.

Montmarte Tiyatrosu’ nun sahibi ve yönetmeni Lucas Steiner, Yahudi olduğu için tiyatroyu bırakarak kaçmak zorunda kalmıştır. Onun yerine ise Yahudi olmayan eşi Marion geçmiştir. Marion hem oyuncudur hem de artık tiyatronun yönetimini sağlamak zorundadır. Ancak yapması gerekenler kolay değildir. Oyunlar, Nazi sansür kurulu tarafından denetlendiği için politik sayılan hiçbir oyun sahnelenememektedir. Aynı zamanda tiyatrodaki tüm Yahudilerin tiyatrodan atılması istenmektedir. Tüm bunların yanında Nazi yanlısı bir gazeteci ve oyun eleştirmeni olan Daxiat, tiyatro hakkında kötü eleştirilerde bulunmakta ve Marion’ un attığı her adımı takip etmeye çalışmaktadır.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Hayatımıza Pencere Açmak İçin Ona Yakından Bakmak Gerekir

Ancak film ilerledikçe her şeyin bu kadar da karamsar olmadığını görmekteyiz. Tiyatronun tüm sanatsever çalışanları güç de olsa tiyatroyu ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bunun yanında tiyatronun asıl sahibi, sevilen Steiner aslında Fransa’yı en önemlisi tiyatroyu bırakmamıştır.

“Serbest Bölge” ye kaçması için eşine yardım eden Marion tarafından Steiner, tiyatronun kilerinde saklanmaktadır. Marion her gece, tiyatro boşaldıktan sonra eşinin yanına gitmektedir. Burada ondan oyunlar hakkında bilgi almakta ve yapılması gerekenleri öğrenmektedir.

Marion ve Bernard

Sahnelenecek oyunun başrolleri için Marion ve tiyatroya yeni başlamış olan Bernard adında bir genç seçilir. Truffaut filminden bekleneceği üzere aşk ve ilişkiler üzerine seyrimizde burada kendini sonunda göstermektedir. Marion, bodrumda saklanan eşi ve Bernard arasında gidip gelirken tiyatroyu ayakta tutmaya çalışmaktadır.

Sergilenen oyunun sonunda Daxiat’ın gazetedeki haksız eleştirileri aslında bir direnişçi olan Bernard’ın hiç hoşuna gitmez. Bunun üzerinde aralarında çıkan tartışma sonucunda sinirlenen Daxiat, tiyatroyu aramaya gider. Lucas’ ı saklaması için Bernard Marion’ a yardım eder. Böylelikle Lucas bir kez daha toplama kampına gitmekten kurtulur.

Marion ile Bernard arasındaki aşk için kullanılan tiyatro sahnesi bu defa savaşın bitimiyle kendini gösterir. Bir sinema filmi içinde izlediğimiz tiyatro oyunu bu noktada izleyicisini şaşırtmayı başarıyor. Filmin sonunda savaş bitmiş ve Lucas artık tiyatrolarını saklanmadan yönetebilmektedir. Marion savaş sonrası sergilenen bu oyunun sonunda seyirciye selamını Bernard ve Lucas’ ın arasına girerek verir. Böylelikle Marion kimseyi tercih etmediğini göstermiş olmaktadır.

“Son Metro”  hem César Ödülleri’nin pek çoğunu almış hem de ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Oscar ve Altın Küre ödüllerine aday gösterilmişti. Fransız Yeni Dalgası’nın öncüsü Truffaut birçok ödülü almış filmi ile izleyicisini memnun etmeyi kesinlikle başarmış.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  SİNEMAYI ANLAMAK | SİNEMA VE TEKNOLOJİSİ

Fransız Yeni Dalga akımına ait bir başka film olan Boyfriends and Girlfriends filmine de göz atabilirsiniz 🙂

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: