Jean- Honore Fragonard’ ın Tablosundan Joanna Hogg’ un Filmine Bir Yolculuk: The Souvenir

Huzursuzluk, kasvet ve kırılganlık, Joanna Hogg’ un yönetmenliğini yaptığı The Souvenir filminin bende uyandırdığı hisleri tanımlayacak sözcüklerdir. Dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’ nde Jüri Büyük Ödülü’ nü kazanıp büyük alkış ve övgü toplayan film, İngiliz yönetmen Hogg’ un yarı otobiyografik ve 4. Uzun metrajıdır.  Filmde sessiz, hassas ve azimli bir genç sinema öğrencisi olan Julie ile karizmatik ve aristokrat tavırları içinde bir entelektüel olan Anthony arasındaki ilişkiyi izleriz. Belki aşkı belki sadakatle bağlı olmayı ya da enkaza dönüşmeyi görürüz bu ilişki içerisinde. Hogg da bu ilişkiyi Julie üzerinden anlatmayı tercih ediyor. Çünkü Julie, film boyunca tanıyamadığımız Anthony’ den farklı olarak bir o kadar ön planda, yönlendirilmeye açık ve aşkına bağımlıdır. Julie’ yi canlandırması için seçilmiş oyuncu ise yine aynı filmde rol alan Oscar ödüllü Tilda Swinton’ ın kızı olan Honor Swinton Byrne’ dir.

Senaryosunu yine kendisi yazan Hogg filmde anlattığı ilişkide, kendi yaşadığı bir ilişkiden yola çıkmıştır. Belki bu nedenle filmin hatıralarla dolu olan yapısına uygun olarak ismini The Souvenir yani hatıra olarak belirlemiştir. Ayrıca The Souvenir, filmde Julie ve Anthony’ nin çok sevdiği ve henüz ilişkilerinin tohumları yeni yeni atılıyorken tablosunun önünde konuştukları Jean- Honore Fragonard’ ın aynı isimli resminden alınmıştır. Bu tabloda bir kadın, sevgilisinden gelen mektubun ardından sevgilisinin baş harfini ağaca kazımaktadır. Kadın aşıktır, tablonun anlamını kazandığı nokta da bu aşktır. Ancak bu tabloda kadının mutlu mu yoksa mutsuz mu olduğu anlaşılmamaktadır. Bu belirsizliğe rağmen tabloda aşkla birlikte hissedilen çaresizlik de neredeyse kadını sarmış durumdadır. Filmin devamında Julie’ nin Anthony’ den mektup aldığı sahneyi de bu tablo ile aynı paralellikte okuyabilir böylelikle yönetmenin tablodaki belirsizlikleri kendi filmindeki boşluklarla yer değiştirerek sunduğunu düşünebiliriz. Zaten filmi izlerken vardığımız his, bir sanat eserinin karşısında edindiğimiz hisle neredeyse aynıdır.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Claire Denis' in Kadını-İçimizdeki Güneş

Yönetmen, ilişkiyi Julie karakteri üzerinden anlatmayı tercih etmesinden olmalı, Honor Swinton Byrne’ e senaryo vermemiş bunun yerine kendi anı defterlerini, fotoğraflarını ve yaşadığı ilişki sırasında yazdığı karalama senaryolarını vermeyi tercih etmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi filmin sıradan bir senaryosu yoktur. Senaryo olarak Hogg’ un notları ve bunun üzerine yapılmış doğaçlamalar filmi oluşturmuştur. Bu doğaçlama özellikle oyuncuların performanslarını oldukça önemli bir yere taşıyor ve zaten belki de filmin en iyi tarafını da başarılı oyunculuklar oluşturmaktadır. Filmin durağan, bazen donuk, sessiz ve gizemli, insanı huzursuz hissettiren yapısına oldukça uygun ve bu atmosferi daha yükseğe taşıyan oyunculuklar, filmin boşta kalan yanlarına rağmen filmi iyi yapmakta büyük rol oynuyor. Onların da filmin yapısına uygun olan boşlukları, bir sanat eseriyle karşı karşıya olmak gibi zamanı yok etmeye başlıyor.

The Souvenir, diyalogların oldukça önemli ve ön planda olduğu bir film. Öyle ki bu diyalogların filmin düşük temposu içerisinde ilerleyen yapısını sağlam bir zemine oturtmaya çalıştığını gösteriyor. Çünkü filmin içerisinde çoğu izleyiciyi rahatsız edecek boşluklar var. Bu boşlukları doldurmak için ise tek yardımcımız diyaloglar. Bu diyaloglar boşlukları doldurmasa da filme devam etmemiz için oldukça yararlı oluyor. Boşlukları yönetmenle birlikte biz de seyirci olarak kabul etmeye başlıyoruz.

Yapımcılığını Martin Scorsese’ in yaptığı The Souvenir filminde her sahnenin santim santim tasarlandığı oldukça belli. Julie üzerinden anlatılan filmde yine ana mekân olarak onun evi tercih edilmiş. Bu tercihin izleyicinin biraz daha huzursuz hissetmesinde rol oynadığını düşünüyorum. Aynalar ve aydınlık, derinlik ve rahatlık hissi yarattığı kadar gizemli ve güvensizlikle örtülü bir ürkeklik de yaratıyor. Seyircinin filmle bağ kuramadığını düşünüp uzak kalmasının da bununla ilişkisi var sanıyorum. Çünkü film seyirciye üzerinde düşünebileceği bir hikâye vermiyor bunun yerine oldukça sıradan bir ilişki sunuyor ve kullandığı kavramlarla izleyiciyi kendinden uzaklaştırmanın derdinde olmadığını hissettiriyor. Bununla birlikte film, izleyicinin ne çok sevebileceği bir karakter ne de nefret edeceği, öfkeleneceği bir karakter sunuyor. Film boyu gizem yaratan Anthony karakterinin filmin sonunda hala aydınlatılmamış karanlıkta kalan bir tarafı vardır. Julie ise kırılganlığı, sadakati ile karşımızdadır. Buna rağmen sanat eseri benzetmemden yola çıkarsak seyirciye kendini sevdirebilen bazı parçaları var. Örneğin Julie mektubu aldıktan sonra yemek yedikleri sahne… Julile’ nin çıplak ayakları ile Anthony’ e dokunduğu sahne, seni kabul ediyorum ve her şeyinle sana bağımlıyım, demenin bir yolu gibi görünüyor.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Son Çıkış Belki de Başladığın Yere Geri Dönmektir

The Souvenir’ de yönetmenin sahnelerde ve sahne geçişleri sırasında bıraktığı boşluklarla bir sahneden ötekine geçerken seyircisini kaybettiğini düşünsem de gerek verdiği huzursuzluk hissinin yarattığı merakı gerek Tilda Swinton ile bu filmde başarılı performansını izlediğimiz kızı Honor Swinton Byrne’ ı birlikte izlemenin verdiği keyfi tatmak ve filmin incelikle ayarlanmış kamera açılarını ve başarılı oyunculukların, filmin vermek istediği hissi taşıyabileceği yeri görmek için izlenilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Filme bir tabloyu seyrediyor gibi yaklaşılırsa tüm boşlukların anlamsız kalacağına ya da kabul edilebileceğine inanıyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: