Mitolojik ve Masalsı Bir Yolculuk: The Adventures of Baron Munchausen

Terry Gilliam’ ın renkli, heyecanlı ve hayallerle dolu masalsı anlatımından bir örnek, The Adventures of Baron Munchausen (Baron Munchausen’ in Maceraları). 1988 yapımı bu film zaman zaman bizi Roma ve Yunan mitolojisinin eşsiz Tanrıçalarına zaman zaman sinemanın doğuşuna götürüyor. Her masalda olduğu gibi elbette burada da iyiler kazanıyor, arkadaşlık ve dostluk övülüyor.

The Adventures of Baron Munchausen Filminin Konusu

Film bizi 18. Yüzyılın Avrupası’nın “Akıl Çağı” dönemi ile karşılıyor. Patlayan silah sesleri, bombalar ve etrafta uçuşan insan uzuvları. Yere devrilen atlar ve kaçacak yer bulamayan filler… Bunların arasında ağlayan çocuklar, koşuşturan erkekler ve kadınları gösteriyor. Akıl Çağı’ na bir bakış atıyoruz bu noktada. Bu sahneler en başta bir eleştiri olarak okunabilir. Bunların yanında tiyatro oyuncuları umutla ve arzuyla oyunlarını sergilemeye çalışıyorlar. Kamu görevlilerinden korkarak, onları memnun etmeye çalışarak oyunlarını tamamlamaya gayret ediyorlar.

Türklerin kuşatmasında olan belirsiz Avrupa ülkesinde oynanan bu tiyatro oyununda Baron Munchausen’ in maceraları anlatılmaktadır. Oyuna devam edilirken kendisinin Baron Munchausen olduğunu söyleyen ve tuhaf sözlerle insanların kafasını karıştıran bir adam gelir ve oyunu eleştirir. Gerçekte neler olduğunu anlatmak ister.

Aya Yolculuk

Tiyatro oyunu sırasında gördüğümüz güneş dekoru ve Ay’ a yapılan yolculuk akla 1902 yapımı Ay’a Yolculuk filmini getiriyor. Filmin bu özelliği ile sinemaseverlere sinemada bir yolculuk yaptırdığını da söylemeden geçemeyiz.

Hem tiyatro kumpanyasının küçük kızının çabasıyla hem de kendini ülkenin durumundan sorumlu tutması sebebiyle ülkeyi kurtarmaya karar veren Baron, izlerini kaybettiği eski dostlarını bulmak için yola çıkar. Küçük kızın da kendine eşlik etmesi ile Baron olağanüstü yetenekleri olan arkadaşlarına kavuşur. Arkadaşlarının arasında çok hızlı koşan, çok iyi duyan, çok iyi gören ve çok güçlü olan özel insanlar vardır. Bunların dışında çok sadık bir köpeği ve onu çok seven bir atı vardır. Bu arkadaşlar bir araya geldikten sonra eskisi gibi güçlerine ve yeteneklerine kavuşurlar ve ülkeyi kurtarırlar.

Filmin Felsefi Alt Metni

Filmin fantastik ögelerinin yanında felsefi alt metni olduğunu düşündüğüm bölüm ise karakterlerin ölümle karşılaşmalarıdır. Huzurlu bir ölüm için ona hazırlanmanın, bazen sadece onu beklemenin gerektiğini düşündürtür. Ölüm hayatın her anında sizi izleyen bir gerçek olarak çıkar karşımıza. Bergman’ ın Seventh Seal filminde ölümle satranç oynayan karakter gibi burada da karakterlerin fark etmeden onunla oyun oynandığını görürüz. Onunla aynı masada oturduğumuzu ve aynı sokaklarda yürüdüğümüzü anlarız.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Mutluluk Eğlence Değildir

Güzellik Tanrıçası Venüs

Filmin içerisinde birbirinden güzel kareler yakalamak da mümkün. Bu nedenle filmin hem temposu hem de görselliğiyle izleyicisini memnun ettiğini söyleyebiliriz. Bu güzel karelerden birisi de güzellik tanrıçası Venüs’ ü gördüğümüz sahnedir. Bu sahne, Boticelli’ nin 1482-1486 tarihleri arasında yaptığı ve şair Angelo Poliziano’ nun dizilerinden etkilendiği Venüs’ ün Doğuşu isimli tablosundan esinlenerek hazırlanmıştır. Boticelli’ nin tablosunda dünyevi hazlardan arınmış, ruhu besleyen bir Venüs resmedilmiştir. Yani Venüs tinsel güzellikle ilgilidir. Bu tablo, ruhun henüz maddeyle ilişkiye girmediği dönemidir. Venüs üzerinde biraz durmak istiyorum zira filmde de azımsanmayacak alt metinleri içerir Venüs. Bunlardan birisi maddi şeylerden uzakta asıl gerçeğin aşk, sevgi olduğunu dinlediğimiz ve Baron’ un gözlerinden okuduğumuz sahnelerdir.

Yunan mitolojisinde Afrodit ismiyle bilinen Venüs çoğunlukla kıskanç, şiddet yanlısı hem korkunç hem de gülünç bir tanrıça olarak betimlenir. Ancak ona ismini veren Roma mitolojisinde ise Venüs, cinsel tutkularla, şiddetle değil Aşk Tanrıçası olarak tanımlanır. Ancak her iki mitolojide de Venüs tutku ve arzuyu temsil etmektedir.

Çok güzel bir tanrıça olan Afrodit ölümlülerin de ölümsüzlerin de üzerinde egemendi. Herkesin bir başkasını arzulamasını sağlayan Venüs aşk tanrıçası olması nedeniyle sevgisini cömertçe paylaşır ve âşık olurdu. Özellikle ölümlülere karşı bir zaafı olduğu söylenebilirdi. Filmde Baron ve diğer herkesin onu gördüğünde başının dönmesi ve ona âşık olması da elbette bundan. Çünkü aşkını ve sevgisini kendinden dışarı taşan bir güzellik, tutku ve arzuyla yayıyordu etrafına.

Afrodit’ in Sevgilisi Hephaistos

Afrodit veya diğer adıyla Venüs’ ün pek çok sevgilisi oldu. Bunlardan bir tanesi ise onun eşi olan çirkin tanrı Hephaistos idi. Çirkin diyorum çünkü hikâyeler, onun annesinin Hera olduğunu ve Hera oğlu yeni doğduğunda çirkinliğinden tiksinip onu gökyüzünden aşağı attığını anlatır. Bu sırada sakat da kalan Hephaistos sanatını ve yeteneğini ise düştüğü denizin altında okyanus tanrıları Thetis ve Eurynome tarafından kurtarılıp saklandığı mağarada geliştirir.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Bulutların Üzerinde Yolculuk Tablosu ve Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum

Filmde yine Venüs’ ün eşi olarak gördüğümüz bu karakter tam da mitolojide anlatıldığı gibi ateşin, madenin ve zanaatkârların tanrısıdır. Kimse zanaatkârlıkta onunla yarışamazdı. Hephaistos pek çok şeyi yaratabilirdi. Söylencelere göre o, kilden ilk kadını da yaratandı.

Yine filmde de adı geçtiği gibi usta demirci Kikloplar, Hephaistos’ un işçileri olarak yanında çalışırlardı çünkü Hephaistos aynı zamanda yanardağların tanrısıydı. Yani aslında akıllı, becerikli ve gönlü geniş Hephaistos’ un tek kusuru sevimsiz görüntüsüydü.

Filmde kendi amacıyla yeraltına giden Baron ve küçük kızın bu yolculuğu mitolojideki gibi aslında ölümden kaçıştır. Baron kafasının kesilmemesi için bu yolculuğa çıkmıştır bir anlamda. Çünkü Türk sultanının zamanında tüm hazinlerini almış ve kaçmıştır. Mitolojideki gibi yeraltı dünyasına giden ölümlülerden birisidir aslında Baron. Deniz canavarlarıyla, pek çok tanrı ve tanrıçayla mücadele ettikten sonra sonunda amacına ulaşmayı başarmıştır.

Filmin ayrıca feminizm üzerine okuması yapılacak olursa bu yolculukta kadınlar sayesinde başarı kazanıldığı göz ardı edilemez. Hem tiyatrodaki kadınlar ve küçük kız hem Ay Tanrıçası ve Venüs bu yolculukta hep kapı açan kadınlardır. Filmin de ayrıca buna dikkat çekmesi nedeniyle bu konunun atlanmasının uygun olmayacağını düşünüyorum.

Gişede büyük bir başarı elde edemese de eleştirmenler tarafından çok sevilen ve takdir edilen filmi ben hayatımın dönem dönem izleyeceğim filmleri listesine koydum bile. Resimden, müzikten, sinemadan, mitolojiden, dostluktan yana çok şey okuyabileceğiniz bu macera dolu fantastik filmi izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: