Son Çıkış Belki de Başladığın Yere Geri Dönmektir

Büyük şehir…  Çoğu zaman nerede başladığımızı hatırlayamadan bir kısır döngü içinde yavaşça şehrin rengine dönüştüğümüz yerdir. Kendi planlarımızın değil, şehrin bizim için kurduğu planların ürünü haline geldiğimizi fark etmeden devamlı şikayetler ederek yaşamaya başladığımız yerdir. Kendi düzenimizi kurmak, kendi hayatımızı yaşamak yerine kanunların, kuralların, gücün kurduğu düzen içinde bizden istenilen hayatları yaşar hale geldiğimiz yerdir. Kendi hayatımızı yaşamaktan değil, onların düzenine ayak uydurup karşılığında ödüllendirilmekten mutluluk duymaya başladığımız yerdir. O düzen bizim hayatımız gibi oynamaya başladığımız yer… Ancak bilinçaltımızda bir şeyler daima hatırlıyor: ben, istediğim ben değilim; ben, onların istediği benim. Zamanla nefes alamamak, yorulmak, korkmak, kaçmayı istemek de bundan. Kendi yaşamımız gibi gösterdikleri yaşamdan kaçmak ise o kadar kolay olmayacaktır. Çünkü çoktan istediğimiz yaşamlar birer rüyaya dönüşmüş ve artık ulaşılabilir hiçbir yanı kalmamıştır. Vapur çoktan kalkmıştır…

Yönetmenliğini Ramin Matin’ in yaptığı Son Çıkış filmi, seyircisine trajikomik bir hikâye anlatıyor. İstanbul’ da kentsel dönüşüm projelerinde çalışan bir firmada mimar olan Tahsin, tıpkı şehrin aceleci ve gürültülü yanından kurtulmak için bir bahane arayan diğerleri gibi bahane aramaktadır. İş çıkışı eski arkadaşları ile görüşen Tahsin, Siren isimli arkadaşının özgür ve samimi görünen yaşantısından etkilenir ve Siren’ in “ye, dua et, sev” aydınlanması ile “sen de gel” çağrısı sonucu kendini bir anda çıkışı ararken bulur. İstifa ettikten sonra hemen yola çıkar ve bir dolmuşa biner. Ancak burada bize filmin özetini ve sonucunu veren bir ayrıntı vardır. Dolmuşun hemen arkasındaki duvarda, billboard üzerinde şöyle yazmaktadır: Yaşam Başladı. Buradan umuda kapılıp şehrin insanı boğan yapısından Tahsin’ in kurtulacağını düşünmek hata olur zira “Yaşam Başladı” sadece bir reklamdır, Saray Alüminyum adlı bir firmanın insanlara istediklerini vereceğini vadetmesi ama elbette sadece kandırmasıdır. Siren’ in “ye, dua et, sev” aydınlanması gibi.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Mitolojik ve Masalsı Bir Yolculuk: The Adventures of Baron Munchausen

Filmdeki her şeyin aldatmacaya dayalı bir sisteme ait olduğunu henüz ilk dakikalardan anladığımız bu filmde, kuş sesi duyduğumuzda ardından gökyüzündeki uçağı görüyoruz, kumsalda mı acaba karakterimiz diye düşünürken aslında şantiyede olduğunu anlıyoruz. Bu aldatmacanın farkına vardığımız yerlerden birisi de Tahsin’ in istifa dilekçesini verdikten sonra otoparktan yürüyerek çıktığı zaman içine girdiği ışık huzmesini gördüğümüz sahnedir. Bu ışık; gidiyor, başardı işte, rüya gibi bir dönem başlıyor diye düşündürüyor izleyiciye ancak aslında rüyadan çok kabusa dönüşeceğini sahnenin ardından gördüğümüz billboard üzerindeki yazından anlıyoruz.

Nereye gidersek gidelim bambaşka bir yaşamla karşılaşacağımızı ummak çocukluktur. Vardığımız yerlerin şimdikinden daha iyi olacağını ummak… Mutluluğun şimdikinden kurtulmak olduğunu düşünmek… Tahsin’ i şantiyesinde gördüğümüz evlerin adını hatırlayalım: Cennet Evleri 2. Kapitalizm sizden aldıklarını, sizin değerlerinizi kullanarak sizi hep daha iyiye ulaştırmaya çalıştığını söyler. Bunu yapar da aslına bakarsanız ancak bir şartla: ona bir kez evet dediğinizde bir daha geri dönemeyeceksiniz. Her yere virüs gibi yayılacak, sizi hasta edecek ancak onunla yaşamaya alışacaksınız. Gittiğiniz her yerde yine onunla karşılaşacaksınız ve elbette onun askerleriyle. Açgözlü, hırslı, bencil insanlar… Daima alışacağız. Kendimizi tüm gürültüden kurtarmak için bazen evlere, özel otomobillerimize kapatacağız ve radyodan bir müzik açacağız; tüm pencerelerimiz kapalı, dışarıyı duymayacağız buralarda. Ancak ne kadar devam edecek buradaki yaşantımız? Pencereleri hiç açmadan, kapıların ardına hiç geçmeden nasıl yaşayacağız? Diyelim ki birisi çıkmak istedi bu sistemden, o zaman ne olacak? İşte o zaman cep telefonunuzu, arabanızın anahtarını, kredi kartınızı, nakit paranızı, kıyafetlerinizi bırakmak zorunda kalacaksınız. Peki sistemin içerisinde, sistemin kurallarının yanı başında onun silahları olmadan nasıl savaşacak ve sağ kurtulacaksınız? Çocukluk değil midir, bu yapılması hayal edilen şey? 

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Büyük Budapeşte Oteli ya da zirvedeki Wes Anderson

Siren’ in davet ettiği partinin ardından Tahsin’ in evine döndüğü sahneyi hatırlayalım. Arkada aralık duran bir kapı vardı, Tahsin’ i bulunduğu yere bağlayan iplerinden birisi. Kapının önünde karanlıkta kalmış birisi ancak onu aydınlatan Tahsin değildi. Yine evdeki hiçbir şey de Tahsin’ e ait değildi ya da evliliğine. Duvarlardaki çerçevelerin içini dolduranlar Tahsin’ in yaşamına ait değil, ruhu olmayan maddi şeylerdi. Düşününce ne kadar korkunç: Bizi çevrelemeye başlayan şeylerin hepsi bizimle ilgili olmaktan çıkmış halde.

M. Can Kantarcı’ nın senaryosunu yazdığı bu filmde diyalogları, kimi sahnelerde oldukça yerinde ve başarılı kimi yerlerde ise gereksiz ve fazla uzatılmış buldum. Tahsin’ in iki yabancı ile arabada olduğu sahnenin diyalogları ya da istifa dilekçesini verirken eşi ve babası ile arasında geçen diyalog çok başarılı ve izleyiciyle film arasındaki samimiyeti yakalarken, Siren ile karşılaştığı bar sahnesindeki diyalog ise bir o kadar filmin atmosferini bozan, oldukça sığ bir diyalog. Bu sahneyi izlerken sahneyi kurtaran yönün, kullanılan renkler ve müzik seçimleri olduğunu düşündüm. Avrupa sinemasından oldukça etkilenmiş olmalı, demiştim kendi kendime. Bu düşüncem aşırı yorum sayılmaz sanırım zira eğitimine Fransa’ da başlamış olan yönetmen Ramin Matin’ in Fransız sinemasından etkilenmesi beklenebilir.

 Oldukça iyi renk kullanımı ve izleyiciyle bağ kurabilen trajikomik hikâye anlatıcılığının yanında Deniz Celiloğlu’ nun başarılı oyunculuğu da düşünülürse standart Türkiye sinemasının oldukça üstünde bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şehrin insanı köşeye sıkıştıran yapısının yanında kentsel dönüşümle birlikte günden güne daha bencil olduğumuz bu yaşantıdan kaçmanın imkânı üzerine düşündürtecek film, aynı zamanda bulunduğunuz konumları da sorgulatacaktır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: