Yaratacağı Şeyin Elinde Sömürülecek İnsanın Resmi: Fantastic Planet

Fransa- Çekoslovakya ortak yapımı olan ve yönetmenliğini René Laloux’ nun yaptığı film, Vahşi Gezegen (Fantastic Planet/La Planète Sauvage) insanın gösterdiği yönleriyle bizi tarihi, felsefi ve toplumsal okumalar yapmaya itiyor. Filmin göze soktuğu bir eleştiri olmamakla birlikte eleştirmediği şey de çok azdır. Bu sebeple kullandığı tavır onu türünün en başarılı örneklerinden biri yapıyor.

Fransız bilimkurgu yazarı Pierre Pairault’ un romanından uyarlanmış olan filmin çekimlerine 1968’ de başlanmasına rağmen tamamlanması 1972 yılına kadar mümkün olamamıştır. Cannes Film Festivali’ nde Jüri Özel Ödülünü aldığı 1973 yılında ise seyircisi ile buluşmuş ve izleyicisinde büyük etki yaratmıştır.

Film, yapım aşamasını kapsayan yıllar ve ülkeler dikkate alınırsa İkinci Dünya Savaşı’ ndan sonra bir de ikiye bölünmüş bir dünya içerisinde kalmış, sıkışmış bir film. Sovyetler Birliği’ nin Çekoslovakya’ yı işgal ettiği 21 Ağustos 1968 tarihi pek bilinen bir tarih olarak çıkmıyor karşımıza. Ancak Vahşi Gezegen’ i konuşmak için önce bu tarihe hatta o yıllara gitmek gerekli. Çünkü animasyon filmlerinin çizgilerini şekillendiren dönemin siyasi ve toplumsal yaşantısı onları, insan psikolojisi üzerine yıllarca okunabilecek kitaplar haline getiriyor. Biz de önce filmin psikolojisini hazırlayan o döneme bir göz atalım.

Dünyayı isyan ve mücadele dalgası ile kaplayan 1968, dünyada ezilen herkesin birlikte sesini çıkarmayı başardığı bir isyan yılı olarak tarihte yer etti. Bu yılı Fransa ve öğrenci isyanı ile hatırlamamız ise hiç şaşırtıcı değil. Toplumsal ilişkileri ve var olan düzeni sorgulayan gençler, Cezayir Bağımsızlık Savaşı ve Vietnam Savaşı gibi dış olaylara tepkisiz kalınmasına razı olmamış ve örgütlenme ihtiyacını ciddiyetle gündeme getirmiştir. Ancak elbette bu öğrencilerin bir anda dış olaylara karşı tepki göstermeleri isyanı doğurmamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası nüfusun artış hızındaki yükseliş ve kentleşme hem eğitimi hem de iş imkanlarını yetersiz bırakmıştı. Seçkinler için açılan üniversitelerle birlikte öğrencilerin tepkisi gün geçtikçe artmaya başlamış ve özgürlüğün tadına varmaya başlamış gençleri yönetmeye çalışan ahlakçı, geleneksel müdahalelerin onları rahatsız etmesiyle iyice kendini belli etmiştir.

1967 yılındaki erkek ve kız yurtlarına karşı cinsin girmesinin yasaklanması ile başta ünlü Sorbonne ve Nanterre Üniversiteleri’nin öğrencileri ayaklanmış ve şiddetli bir polis müdahalesi ile karşılaşmışlardı. Bunun ardından medya ile öğrencilerin uğradığı şiddet halkta öğrencilere karşı bir sempati uyandırmış, sonunda onların da desteklediği bir harekete dönüşmüştür. İşçiler greve başlamış, Fransız radyo ve televizyonları baskıdan yılarak grev kararı almıştı. Bununla birlikte filmlerin korunması ve onarılması konusunda çalışan öncü isim Henri Langlois’ in tutuklanması ve Sinematek’ in kapatılmasından sonra pek çok sinemacı yürüyüşlere katılmış ve öğrencilerin arasında yer almıştı. Bu sinemacılardan en ünlüleri ise adını blogda sürekli zikrettiğim Jean-Luc Godard’ dır.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Geçmişe Özlem Duyan Herkese İyi Gelecek Bir Woddy Allen Filmi

68’ i mücadelenin önemli yılı haline getiren sebepler yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi 60’ lı yılların ortasından 70’ lerin ortasına kadar mücadele etmiş işçilerin, öğrencilerin, siyahilerin, kadınların, eşcinsellerin kısaca ezilen herkesin ayaklanması ile mümkün olmuştur. 1968’ i tarihe kazıyan öteki iki olay ise Vietnam’daki Tet Taarruzu ile Prag Baharı’ dır. Uluslararası planda savaş karşıtı hareketin muazzam boyutlara erişmesine yol açan Vietnam Savaşı’ nın yanında özellikle filmin yapım ortaklarından birisi olan Çekoslovakya’ nın işgali oldukça önemlidir.

Filmin Prag’ da 1968’ de başlayan çekimleri de bu işgal sebebiyle ertelenmiş ve Fransa’ dan alınan para desteği ile ancak 1972’ de tamamlanabilmişti. Yukarıda bahsettiğimiz atmosfer içerisinde yapılmış filmin de elbette insana dair söyledikleri önemlidir. İki kutuplu dünyanın iki ucunun bir araya gelmesi ile filmin tamamlanması yani Fransa ile Çekoslovakya’ nın bir araya gelmesi öncelikle filmin sonundaki barışın kaynağıdır diyebiliriz.

Film, insanın insana yapabileceği ayrımın nerelere varabileceğini gösterirken aklıma 1895 yılında yayımlanmış bilim kurgu romanı Zaman Makinesi’ ni getirdi. H.G. Wells tarafından yazılmış bu romanda da Wells, sınıflar arası çatışmanın durmazsa neye dönüşebileceğini gösteriyordu. Eğer Kapitalist ile Emekçi arasındaki o günlerde geçici olmaktan öteye gitmeyen toplumsal ayrımın giderek büyümesi durumunda sadece medeniyete değil aynı zamanda doğadaki tüm yaşama, evrene bile etki edeceğini göstermişti. Vahşi Gezegen’ de de izleyiciye bugünkü insan ile gelecekteki insanın bir arada nasıl yaşayacağının bir resmini çiziyor. Yani yaratacağı şeyin elinde sömürülecek olan insanın resmini…Filmdeki üstün varlık da aşağı varlık da insan. Savaşan da ölen de insan. Savaşı yaratan da savaştan kaçan da insan.

 İnsanın yıllar geçse de değişmeyecek sömürü aşkı, doğaya sahip olma ve onu kontrol etme aşkı ile kendisi de dahil her canlıya zulmedip onun yaşamına müdahale etme arzusunun tablosunu sunuyor. Bu tablo kimi zaman sürrealist ressam Salvador Dali’ nin tablosundakilere benzer simgelerle izleyicisini karşılıyor. Dali’ nin gerçeküstücülüğü ile özdeşleşen ince uzun bacaklar üzerindeki fillerine benzer şekilde filmdeki gerçeküstü imgeler, seyircisinde bir başka dünya yaratma ve bunu gerilimle buluşturma işini başarıyla üstleniyor.

Belki bu yazıyı da beğenebilirsiniz :)  Jean- Honore Fragonard’ ın Tablosundan Joanna Hogg’ un Filmine Bir Yolculuk: The Souvenir

Filmin konusuna yazının bu bölümüne kadar değinmemiş olmam filmin dokunduğu yerlerin oldukça hassas olmasından. Heyecanım yazının önüne geçiyorsa kusura bakma okurum 😊Film, Draag adlı uzaylı ırk ile Om adlı insan ırkı arasında geçiyor. Omlar Draagların kimi zaman oyuncağı, kimi zaman hayvanıdır. Onları mutlu ettikleri ve onlara boyun eğdikleri sürece yaşamlarına devam edebilenlerdir.

Devamlı rolleri değiştiğimiz yani bir dönem Om iken bir başka dönem Draag olduğumuz ve başka Om’ lara zarar verdiğimiz, insanlığı unutup birer uzaylıya dönüştüğümüz bir gelecek aslında dünden ve bugünden de farklı bir resim değil. Hiçbir güç insana sahip olduğu güçten daha çok zarar veremez. Filmdeki Draagları gelecekteki insanın toplumdaki evrimleşmiş hali olarak okuyorum. Omlar ise dündeki gibi kalanlar. Güçlü olma, gücün sahibi olma, hükmetme arzusu insanı en sonunda şiddetin oyuncağı haline getiriyor. Filmde doğadaki her canlının öldürücü yanını bu kadar görüyor olmamız belki çizgilerin kusursuz yumuşaklığı arasında erise de ortadan kaybolmuyor. Şiddetin bazen bir eğlence aracı gibi gösterilmesi eleştiri kabul edilemez bu gerçeği önümüze çıkarıyor. Her gün savaşın, düşmanlığın, ötekileştirmenin içinde mücadele eden bir çağın içinden çıkan bu filmin bu gerçeği bize göstermemesi de beklenemezdi. Çünkü o çağ şiddetin, savaşın içinde çiçek açmaya çalışanların çağıydı.

Film sonu itibariyle de akla şu soruyu getirebilir: Bağımsızlık ancak bağımsızlığı sömürenlerin yöntemleri ile mi kazanılır? Ya da en basit haliyle, bağımsızlık neden bir tehdit ögesidir? Filmin ne sorulara cevap vermeyi ne de gerçekleri yüzümüze tokat gibi vurmayı hedeflemediği açık. Öyle ki filmi izleyenler, görüntünün ve müziklerin insanı içine çeken hipnoz edici yanından çıkarak o dünya ile kendi dünyası arasında nadiren karşılaştırma yapabilir. İzleyicisi ile buluştuğu 1973 yılından bu yıla en iyi animasyon filmleri arasında yer etmesi, döneminin siyasi ve toplumsal yapısından etkilense de eleştirdiği her şeyi insan var oluşuna kadar taşıdığı için tüm zamanların unutulmazları arasında olmayı hak etmesinden kaynaklanıyor.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: